10 Ocak 2016 Pazar

Bir Futbol Takımından Fazlası



  Bir insan düşünün, eskiden aşık olduğunuz, ya da tam şuan aklınızdan asla çıkaramadığınız. Ya da hayallerinizde kurguladığınız birisi de olabilir. Düşündünüz mü? Süper. Şimdi o insana karşı olan hislerinizi düşünün. Yüzü gözünüzün önüne gelince hissettikleriniz, çok yorgun ve mutsuz bir anınızda "O"nu düşünerek moralinizi aniden nasıl yükselttiğinizi düşünün. Kendinizi güvensiz, kırılgan ve zayıf hissettiğinizde "O" özel insanı düşünüp içinizi saran o güven duygusu da herhalde en güzeli.

O özel insana karşı hissettiğimiz bu duyguları düşündüysek hep beraber, şimdi sizden bir şey rica edeceğim. Bütün bu hislerinizi gözünüzün önüne getirdiğiniz "O" insan yerine sevdiğiniz takıma yansıtın. Yani "O" takımı getirin gözünüzün önüne. O'na aşık olduğunuzu düşünün, O'nunla sevinip O'nunla üzüldüğünüzü. 90 dakika boyunca hem en kötüsüyle hem en iyisiyle sizin için, takım için, kulüp için koşan, ter döken o 11 kişiyi düşünün. Stadyumda hayal edin kendinizi. Takımınızı desteklemek için kışın en soğuk anında, üşümekten titreseniz bile yanınızda oturan renkdaşınıza üşüdüğünüzü çaktırmadan gol beklediğinizi hayal edin. Tanımadığınız milyonlarca insanla sadece 90 dakika boyunca 40 senelik dost gibi sırt sırta, omuz omuza, kol kola nasıl sanki bütün hayatınız o 90 dakikaya bağlıymış gibi pür dikkat oyuna odaklandığınızı hatırlayın. Ya da evinizde maçı izlerken o anda stadyumda, takımınızla, renkdaşlarınızla yanyana olamadığınız için yaşadığınız burukluğu hissedin.

Dediğim bunca şeyi anlıyorsunuz, hissedebiliyorsunuz değil mi? Sevdiğiniz bir takım vardır şüphesiz ki. Şimdi bu yazdıklarımı bir yandan okurken bir yandan da dediğim şey mümkün mü onu düşünüyorsunuz. Bir insanı sevdiğimiz gibi bir takımı sevebilir miyiz? Bir insana hissettiğimiz onca duyguyu bir takıma karşı duyabilir miyiz? Kadın-erkek, büyük-küçük, genç-yaşlı farketmeden..herkes hissedebilir bunu.

Cevabı çok da düşünmenize gerek yok aslında. Çünkü basit; evet.

Bir insana nasıl aşık oluyorsak, bir takıma da o şekilde aşık olabiliyoruz.

Oldum olası fanatik bir spor taraftarı oldum desteklediğim takımlara karşı ama son zamanlarda hayatımda ilk kez bir insanı sever gibi, böylesi derin, böylesi korkunç ama bir o kadar da güzel bir deneyim yaşıyorum.

Hangi takımdan mı bahsediyorum?

Barcelona futbol takımından.
-Yazıya Barcelona aşkımı açıklamakla başlamadan önce dipnot geçmek isterim ki aslen Fenerbahçe ailesine doğdum ve Türkiye'de Fenerbahçe'li olmanın ne kadar zor olduğunu bir ben bir renkdaşlarım biliyoruz. Fenerbahçe bizler için gururdur, asla yarı yolda bırakmayacağımız bir serüvendir. Lakin Barcelona spor kulübü beni özellikle o şehirde yaşadığım süre içerisinde o denli etkiledi ki tarifi zor bir aşk kaçamağı yaşıyorum kendisiyle, Fenerbahçe'den özür dileyerek. Kırılmaca, darılmaca yok sevgili Fenerbahçe'm, merak etme bendeki yerin herkesten ve herşeyden her zaman özel olacaktır-

1899 yılında kurulan bu kulübün tarihine ne 92'li bendenizin, ne de siz okuyanların yaşının yeteceği, köklü mü köklü, şöhretli, bol kupalı, bol zaferli, adeta efsaneler geçidi bir kulüp. Sadece futbol dalında değil bir çok dalda başarılar elde edip kendini dünya çapında kanıtlamış bir spor kulübü.

Kendi aralarında/aramızdaki adıyla bizim "Barça".
Sloganından başlamak isterim lafa..
MES QUE UN CLUB.
Katalanca "More Than A Club" yani "Bir Kulüpten Daha Fazlası" anlamına gelen bu slogan zaten kulüple ilgili herşeyi açıklıyor. Çünkü biz Barça aşıkları için bu bir futbol takımından ibaret değildir, bu bir aile hissidir.

Kulübün tarihinden ve başarılarından ziyade bende yarattığı etkiyi anlatmak istiyorum sizlere. Demin de belirttiğim gibi adeta insan severcesine, tutkuyla bağlandım bu takıma. Barcelona şehrine yaşamaya gittiğimde ise bu tutku on kat daha katlanarak büyüdü. Daha önce evden izlerken bile yüreğim ağzıma gelen maçları, "O" yerde, Camp Nou Stadyumu'da, onca "culé" ile yanyana, ağzımızda Katalanca sloganlar, boynumuzda Katalan bayraklarıyla canlı canlı izlemek.. henüz 23 yaşında olmama rağmen bir ömre bedeldi benim için. Evde izlerken 90 dakika ekrana kitlenen gözlerim Nou'da, sahada zafer hedefi için azimle koşan 11 kişilik aileme kitlenmişti. Hepsi birbirinden farklı, dünyanın dört bir yanından yetenekleri keşfedilmiş ve İspanya'nın Barcelona, Katalanların tabiriyle Katalonya şehrinde buluşup bir araya gelen birkaç özel adam. 90 dakika zafere koşma çabaları işin sadece bizim gördüğümüz kısmı. Aldıkları para, şan, şöhret, ün ve magazinsel boyutlardan işi arındırıp saf haliyle incelediğimizde kendini ve hayatını sonsuza kadar bu spora adamış, inanılmaz kararlı ve azimli, neredeyse insan üstü yeteneklere sahip, belki en az kendi ailemizin bir ferdi kadar sevdiğimiz birkaç adam. Bir araya geliyorlar, bir takım oluşturuyorlar. Bir kulübün parçası oluyorlar. Biz de zorlama, dikte etme olmadan tamamen saf bir içgüdü ile onca takım arasından kendimize bir tanesini seçiyoruz, ailemiz belliyoruz. Formasını alıp kulübün renklerini üzerimizde taşıyarak hem kendimize hem etrafa "bakın ben bu aileye aitim. kendime aile olarak bunu seçtim ve bundan gurur duyuyorum. üzerinde bu takımın renklerini taşımak benim için bir onurdur" edasıyla göğsümüzü gere gere dolaşıyoruz sokaklarda. Maç esnasında birisi yere düşse, bir darbe alsa canımızdan can gidiyor. Takıma bir dahaki maçta katkı sağlayamayacak diye değil, aman ona birşey olmasın mantığıyla üzülüyoruz onun adına. Hep genel adına konuşuyorum ama benim kadar can-ı gönülden seviyorsanız zaten okurken yazdıklarıma katılıyorsunuzdur.

Nou Camp'a geri dönersek.. 6 maça gittim stadyumda. Birkaçı lig maçı, ikisi Şampiyonlar Ligi maçlarıydı, diğeri ise takımın çok da fazla önemsemediği İspanya kupası maçı. 3 farklı kategori ama hepsinde aynı coşku, aynı heyecanda taraftar. Stadın Avrupa'nın en büyük ve güzel stadı olması şöyle dursun, takımın "El Cant Del Barça" adlı Katalanca marşı hoparlörlerden duyulmaya başladığında herkes ayaklanıyor ve ezbere bilenler marşa eşlik ediyor. Katalanca olduğu için tamamını ezberleyemesem de henüz, ben de birkaç yerinden yakalıyorum marşı. Tüyler ürpertiyor taraftarın arkadan gelen playback parçasını bastıran sesi. Çok özel bir şey var bu marşta. Söylerken hangi milletten olduğunu o anda unutuyorsun ve kendini o takıma, o kulübe ve o şehre ait hissediyorsun. Zaten Barcelona takımının en az Katalan veya İspanyol'dan ziyade bir o kadar da farklı milletten taraftarı, seveni, aşığı var. İşte ben de bunlardan birisiyim. Maç günlerinde şehrin insanları işini gücünü cidden bırakıp formasını atkısını bayrağını kuşanıp kendini stadyum yollarına vuruyor. 7'den 70'e herkes hem de. Maça sadece erkekler gider algısını bu kadar yıkabilen bir takım henüz görmedim. Hep beraber metroyu kullanarak Les Corts durağında iniyoruz. Şarkılar marşlar bağarışlar herkes hep beraber stadyuma kadar yürüyor. Zorlasan yapamayacağın bir beraberlik yürüyüşü bu resmen. Şehrin sakinleri yani az ölçüde İspanyollar ve büyük çoğunlukla Katalanlar için bu takım bir milli takım aslında. Özellikle Katalanlar ailecek eşiyle çocuğuyla maçlara iş çıkışında, pazar tatilinde, günlük aktiviteleri buymuş gibi gidiyorlar. Zaten Katalan bayrağı ve takımın bayrağının asılı olmadığı balkon, dükkan neredeyse yok. Milli takım bellemişler ve boş zamanlarında gitmiyorlar, maça gitmek için zaman yaratıyorlar. Onlar için şehrin en önemli ama bir o kadar da casual yani "günlük aktivite tadında" olayı maça gidip takımlarını desteklemek. Tabii bu işin bu denli alevli tutkulu olmasının altında Franco döneminden kalan diktatörlük günlerindeki siyasi baskı yatıyor. Katalanlar için, Katalonya için bu takım bir onur meselesi. 


Camp Nou'da İlk Deneyim




İlk gittiğim maça biraz tedirgin gittim. Çünkü yalnız başıma bir futbol maçına gidiyordum. Avrupa olduğu için durumlar bizim ülkemizden daha farklı takdir edersiniz ki. Yanlız başına, hele kız başına bir şey yapmaya kalkarsanız Türkiye'de herşey adeta sizin önünüze koyulan bir engel, tuzak labirenti gibi. Fakat Avrupa'da öyle değil. Hele Camp Nou Stadyumu'nda hiç değil. Tek başıma formamı giydim çıktım stadyuma doğru yola. Heyecandan öleceğim, çünkü stadyumu çok merak ediyorum. Sevdiğim oyuncuları çok yakından göreceğim, takımda en sevdiğim kişilik olan sevgili teknik direktörümüz Luis Enrique Martinez'e de eskiden beri hayranım, e onu da göreceğim. Ama en önemlisi defalarca, aylarca ekrandan izlediğim o gol sevincini canlı canlı yaşayacağım. Bir de öyle bir stad düşünün ki Zlatan, Ronaldinho, Luis Enrique, Puyol, Xavi, Iniesta, Messi, Eto'o, Rivaldo, Ronaldo, Guardiola, Maradona gibi isimleri ağırlamış bir yer. Bütün bu isimlerin bastığı çimlere bakıyorsunuz, inanılmaz bir keyif.
Maç başlamadan 1 saat önce oturdum yerime. Ağzım açık ama çok da turist modunda gözükmemek için stadyumun her köşesini gözlerimle beynime, hafızama kazıyorum adeta. Yanıma iki beyefendi geldi. Omzumdaki Katalan bayrağını görünce Katalan olup olmadığımı sordular. Biraz muhabbet ettik. Diğer yanıma da Amerikalı bir çift oturdu. Sırf maç için gelmişler. Kız başıma giderken yaşadığım tedirginlikten eser kalmamıştı artık. Hatta abartmıyorum ama kendimi bu kadar güvende, huzurlu ve rahat hissetmemiştim onca tanımadığım insan arasında, kısmen yabancı olduğum bir şehirde.
Yazımın başlarında da bahsettiğim o meşhur "el cant del barça" yı taraftar hep bir ağızdan söylemeye başladığında, normalde bu gibi anlarda video/fotoğraf çekmeden duramayan ben telefonu ilk kez unuttum. Sadece dinledim ve izledim. İnanılmaz bir andı benim için.
Eve zafer sarhoşluğuyla dönerken daha stadyumdan yeni ayrılmış olsam bile şimdiden özlediğimi farkettim ve buruk bir sevinçle güzel bir uyku çektim o akşam.
Tabii ki takım aşkım rahat bırakmadı ve sonrasında şehirde bulunduğum süre içerisinde 5-6 maça daha giderek aynı heyecanı ve adrenalini, huzuru her defasında ilk seferdeki gibi yaşadım ve işte o anda yavaş yavaş düşünürken farkettim ki ben bu takıma resmen aşığım. Çoktan olmuşum, öyle her maçını izleyip desteklediğim bir futbol takımı olmaktan çıkmış bu olay. İnsan sever gibi tutulmuşum oyuncusuna, teknik adamına, yenilgisine, zaferine, marşına, bayrağına..

İzninizle gittiğim maçlardan birkaç hatıra fotoğrafı paylaşmak ve size biraz da olsa bu atmosferin güzel enerjisini aktarabilmek isterim.

Suarez'in gol sevinci

Camp Nou

Iniesta ve Neymar 

Patron Luis Enrique Martinez

Leo Messi

Hava kararırken Camp Nou bambaşka oluyor

Gün ışığında da bir o kadar güzel atmosfer

Villa karşılaşması öncesi cerveza'mızı yudumlarken


Paylaşmak istediğim o kadar çok video ve fotoğraf var ki özel dosyalar halinde maç maç analiz etmem gerekir. Sizlere tadımlık gösterim yaptım. Siz ne yapın edin Camp Nou'ya yolunuzu düşürün. Her futbolseverin ama özellikle de Barça taraftarının deneyimlemesi gereken yegane olay.




Son olarak eklemem gereken birkaç şey olursa ve yazımı da şöyle bir özetlemiş olmak adına belirtmek isterim ki; takım tutmak çok güzel bir şey. Hele ki tuttuğunuz takımda, daha doğrusu genel olarak o spor kulübünde böylesi bir aile hissi varsa işte o zaman şu hayatta yaşayabileceğiniz en güzel ve özel hisleri yaşamaya hazır olun.

Yeri geldiğinde takımınızla beraber;

üzüleceksiniz,
yenilgiyi tadacaksınız,
sakatlık geçiren oyuncu ile beraber canınız yanacak,
yediğiniz faullere üzülecek, yaptığınız faullere sinirleneceksiniz,
son anda gol yiyip maçı rakip takıma kaptırmanın acısı hafızanızdan çıkmayacak..

ama bu cilvelerin yanında bir de;

sevineceksiniz, hem de çok sevineceksiniz,
soğuk havaya aldırış etmeden takımınızı desteklemeye gitmenin verdiği gurur size bir ömür boyu yetecek,
sevdiğiniz oyuncu gol attığında sanki dünyaları size hediye etmiş kadar mutlu olacaksınız,
takımınızın kazandığı kupalar sanki sizin evinizin salonunda sergileniyormuşçasına onurlu ve başınız dik dolaşacaksınız sokaklarda,
dilini, dinini, ırkını bilmediğiniz insanlarla sizi birleştiren ortak nokta işte o tuttuğunuz takım olacak. 


Futbolun ne kadar özel bir oyun, yer yer de bir hayat dersi olduğunu ilk söylecek olan ben değilim ve son söyleyen de ben olmayacağım. 
Bu oyunu seviyorum.
Bu takımı seviyorum.
Sevdiğim ve sevdiğiniz takımın zaferlerinin daim olmasını dilerim.
Futbolsuz kalmayın.
Takımınızı stadda yanlız bırakmayın.
En kötü anında, en zor maçlarda, en sert düşüşünde daha da sevin ve tutunun ona.
Çünkü tuttuğunuz takım sizinle var.
Siz de onunla varsınız.

Barcelona takımına ve kulübüne bana yaşattığı, yaşatmakta olduğu ve muhtemelen seneler boyunca yaşatacağı bu güzel ve tarifsiz duygular için teşekkür ediyorum. İyi ki hayatıma girdi, iyi ki hayatıma girmesine izin verdim.

VISCA EL BARÇA!



Marşın sözlerine de dikkat çekmek isterim:

Nereden geldiğimizin bir önemi yok
Hepimiz aynı fikirdeyiz değil mi
Kırmızı ve Mavi bayrak dalganırken
Taraftar hep bir ağızdan haykırır
Herkesin bildiği o isim stadda yankılanır
Barça Barça Barça !






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder