30 Ocak 2016 Cumartesi

Barça Atléti'yi Devirdi



Barselona saatiyle 16.00'da Atlético de Madrid'i evi Camp Nou'da ağırlayan Barça, maçı 2-1'lik galibiyetle bitirdi.
Olaylı geçen maçta 2 kırmızı kart çıktı. Kırmızı kartların ilki Messi'ye yaptığı faulden dolayı Filipe Luis'e, diğeri ise Suarez'e yaptığı hareketten ötürü 2.sarı kartını görerek maçtan çıkan Diego Godin'e ait.

Maçın ilk golü Atléti oyuncusu Koke'den 9.dakika'da gelirken Barça'dan goller de Jordi Alba asistliyle 29.dakika'da Messi'den ve Alves'in asistliyle 37.dakika'da Suarez'den geldi.
Kırmızı kartlardan dolayı 9 kişiyle bitiren Atléti 2-1'lik yenilgiyle Camp Nou'dan ayrılırken maça damgasını vuran olay Filipe Luis'in Messi'ye yaptığı harekete teknik direktör Luis Enrique Martinez'in verdiği tepki oldu. Coşkulu hareketlerine zaten alışığız ama bir babanın oğlunu koruması gibi bugün Messi'ye yapılan acımasız harekete tepkisiz kalamadı Enrique.

*

Atléti patronu Diego Simeone ve Barça'nın patronu Enrique arasında şimdiye kadar geçen çekişmeden bu maçtan sonra Enrique 6-0'lık skorda bırakıyor yarışmayı.

BAR 1-0 ATL
BAR 2-1 ATL
BAR 1-0 ATL

BAR 3-1 ATL

BAR 2-1 ATL

BAR 2-1 ATL


Barça bu maçtan aldığı puanla ligdeki liderliğini koruyor.



26 Ocak 2016 Salı

Cavani Cephesinde Son Durumlar


Yaklaşık son 1 aydır Paris Saint-Germain'de Uruguaylı golcü Edinson Cavani ve teknik direktör Laurent Blanc arasındaki anlaşmazlık ve Cavani'nin takımdaki sistemden ötürü duyduğu rahatsızlık manşetlerde. Hatta konuyla ilgili yazı hazırlamıştım, ilerleyen günlerde neler olacak göreceğiz demiştim. Hem olayla ilgili son çıkan haberleri aktarayım sizlere hem de şahsi fikirlerimi paylaşayım istedim.

Fransız ve Avrupa basınındaki haberlere göre Uruguaylı durumundan hala rahatsız. Takımın Katar turuna gittiği günden bu yana da kendini takımdan iyice soyutladığı söyleniyor. Her maçı kaçırmadan izliyorum lig başladığından beri. Başlarda zaten Edinson'ın herhangi bir rahatsızlığı yoktu ancak son 1 aydır teknik direktör Blanc tarafından performans düşüklüğü gerekçesiyle tam gaza gelmiş gol için ter dökerken 60-70. dakikalar arası oyundan alınması, bir başka maçta ilk 11'de olmaması veya bizlere yansıtıldığı kadarıyla "dinlendirildiği" gerekçesiyle maç kadrosuna tamamen alınmaması gibi durumlar oluştu. Edinson'ın zaten ana forvet olamaması ve Zlatan'ın yancısı pozisyonunda oynaması takıma geldiğinden beri rahatsız olduğu bir durum ama çok da kafaya takmadan yoluna devam ediyordu geçtiğimiz sezonda da görüldüğü üzere. Rotasyonlarla Blanc da bazen dengeyi sağlıyordu ne yalan söyleyeyim. Ama son 1 aydır gerçekten ben bile izlerken, Edinson'ı özellikle seven birisi olarak Uruguaylının takım içinde soyutlandığı ve rahatsızlık duyduğunu açık bir şekilde görebiliyorum. Kameralardan saklamıyor zaten.


Şimdi işin teknik futbol kısmından biraz uzaklaşıp tamamen şahsi fikirlerime yöneleceğim o yüzden yargılama yok, fakat Edinson'da bazen kendimi görüyorum. Napoli dönemlerinde çok takip ettiğimi söyleyemeceğim ama 2013 senesinde PSG'ye gelmesi zaten şuan bu takımı bu kadar yakından takip etme nedenimdir kesinlikle. Tabii ki ben ancak ekrandan gördüğüm kadarıyla bir kanıya vararak konuşuyorum ama dediğim gibi yaptığım analizler sonucu Edi'nin bazı hareketlerini, mimiklerini bile kendime kişilik olarak çok yakın buldum en başından beri. Hepimizin başına gelebilen birşey bu herhalde, bir insanı tanımadan da tanıyabiliyoruz bazen aslında. Mesafelerin veya realitede oturup konuşmanın pek de önemi kalmıyor enerji denen olayı bir kez aldığınız zaman. 

Edi'nin takımda kurduğu arkadaşlıklara kadar yakından takip ettim hep, başlarda David Luiz'le düşman çatlatan bir bromance yaşıyorlardı, gol sonrası sevinmeler, saha dışında günlük hayatlarında anneleriyle bir araya gelip vakit geçirmeler..hatta ne yalan söyleyeyim adları bile çıkmış durumdaydı sosyal medyada. Son zamanlarda gol sonrası birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlar. Bu bile aslında Edi'nin takım içindeki durumunu az çok belli ediyor. Yani kimsenin özel hayatı kimseyi tabii ki ilgilendirmez burada işin magazinsel boyutunu oturup tartışmayacağım, hiç hoşlandığım bir şey değildir magazinsel yaklaşım lakin lafı toparlamam gerekirse demek istediğim şudur ki takım içerisindeki hareketlerinden an ve an haberdar olduğum için belki de tanıdığımı düşünerek kendisine bir yakınlık hissetmiş olabilirim.

Son çıkan haberler Blanc'ın, Edi'nin duyduğu rahatsızlıktan haberdar olduğu fakat "1 kişi yüzünden tüm takımın memnun olduğu bu sistemi değiştiremem" tarzı yaptığı açıklamalar yönünde. Ayrıca "Edi çok cömert birisi, kendisiyle bir problemim yok, takımdaki herkes gibi onu da seviyorum ama  futbol bireysel değildir bir takım işidir ve Edi son zamanlarda takıma uygun davranmıyor." diye de eklemiş Fransız teknik direktör. Edinson başlarda Blanc tarafından oyundan alındığında birkaç kez kameraya küfür ederken yakalandı ve rahatsız olduğu suratından okunuyordu, hislerini açık ve net belli ediyordu.                            

Son günlerde ise takım arkadaşlarıyla arasında bir duvar ördüğü söyleniyor. Blanc'la da herhangi bir şekilde rahatsızlığıyla ilgili iyi veya kötü konuşmamış ve bu durumun hem takım arkadaşlarını hem de Blanc'ı şaşırttığı söyleniyor. Kendime benzetiyorum dememin nedeni tam da bu yüzdendi. Ben de her hissimi, duygumu, rahatsızlığımı veya sevincimi hemen gerek yüzüm ve mimiklerimle gerek de sözlerimle belli eden, asla içimde tutmayan biriyimdir ama son zamanlarda doğrucu davut olmanın ve açık konuşmanın pek de bir faydası olmadığını farkederekten insanlarla iyi ya da kötü iletişimimi ince bir duvar koyarak sınırladım. Edi'nin de bunu yaptığını görünce geldi aklıma; sanırım hem kendimiz, hem çevremizdeki insanlar gün geçtikçe daha sabırsız, anlayışsız oluyoruz artık. Yorulmuşuzdur belki ne diyeyim..

Edinson Cavani'ye dönmek gerekirse durumu şuan tamamen muallakta takımda. Bu kendini takımdan soyutlama olayından sonra manşetlere hemen yine "Cavani başka takıma mı gidiyor?" başlıkları düşmüş durumda. Tekrardan şahsi fikrimi söyleyecek olursam kendisi yüzünden PSG takımına bir bütün, bir takım olarak da ilgi duyuyorum ve oyuncularını büyük zevkle izliyorum. Edinson'ın eski takım arkadaşları Lavezzi ve Pastore de takımda, o yüzden her ne kadar şu sıralar kendini soyutlasa da işleri düzeltseler de kalsa diyor bir yanım. Ama bu işler ısmarlamayla olmuyor tabii ki. Sporcu her zaman kendini en rahat hissedeceği, en ait olabileceği yerde olmalı, oynamalı. Sadece sporda da değil hayatın hiçbir alanında hiçbir meslek sahibi insan zorla, zoraki iş yapamaz, yapmamalı. Sevmediğimiz, rahat olmadığımız yerde, anlaşamadığımız insanlarla aynı ortamda bulunmak zorunda kalmak dünyanın en kötü şeyi olsa gerek. Kimsenin kendini kötü hissetmesini istemem, istemeyiz hepimiz adına konuşmam gerekirse. Edinson Cavani de izlemekten en zevk aldığım futbolcu olduğu ve insani yönüyle de kendime yakın hissettiğim, sevdiğim bir insan olduğu için Paris'te kalsa da, dünyanın öbür ucundaki bir takıma gitse mutlu olsun isterim. Sevdiğimiz insanları mutlu görmek bizi kendi mutluluğumuzdan daha mutlu kılabiliyor bazen sanırım. Kaderci kısmetçi bir insan değilimdir ama hakkında hayırlısı olsun demekten başka birşey gelmiyor elimden. Umarım kariyeri adına güzel günler bekliyordur onu.

PSG ve Cavani cephesinde olaylar şimdilik böyle sevgili okurlar. İlerleyen günlerde olası bir transfer durumunda zaten yeni yazılarımla sizlerle olacağım.



24 Ocak 2016 Pazar

Özel Dosya: İyi Ki Doğdun Luis Suárez!


Luis Suárez.. Bu ismi duyunca son zamanlarda muhtelemen ilk aklınıza gelen şey "aa adam ısıran futbolcu değil mi o" olacaktır. Nitekim akıllarda kalmayacak gibi bir hareket de değildi sevgili Luis'in yaptığı. Ama sizi temin ederim ki O; adam ısıran futbolcu olarak hatırlanmaktan çok daha fazlasını hak ediyor. Zamanla da hakettiği yeri alacak. Kim bilir belki bir gün-ki o gün çok da uzak değil-kendisini Ballon d'Or ödülünü kazanmış, sahnede teşekkür konuşması yaparken görürürüz. Hatta düzeltiyorum; göreceğiz.

Kendisinin bugün doğum günü. Benim de dünya futbolunda en sevdiğim oyunculardan birisi olduğu için sizlere minik bir  Suárez yazısı hazırladım. İyi okumalar.

Yazıya giriş yaparken sizlerin aklına muhelemen "adam ısıran futbolcu" gelecek demiştim. Benim için Suárez denince tam tersi, gayet mütevazi, ailesine düşkün, mate çayı elinden düşmeyen birisi geliyor. Neymar'la son zamanlarda futbol dünyasının en güzel bromance'ini yaşayan ve beraber attıkları goller, gol sonrası da sevinçleriyle bu sevgi patlamasın bizlere de yaşatan Uruguaylı'dır benim için Luis Alberto Suárez Diaz. 

24 Ocak 1987'de Salto,Uruguay'da açar gözlerini dünyaya. Futbol kariyerine 14 yaşında Uruguay takımı olan Nacional'de start verir. İlk profesyonel maçına 18 yaşındayken 2005'te çıkar ve Nacional'i oynadığı 27 maçta 10 gol atarak Uruguay lig şampiyonluğuna taşır. Nacional'de oyandıktan sonra Hollanda takımı olan Groningen'de forma giymeye başlar. 2007'de Ajax'ın ilgisini çeker ve gelen 7 buçuk milyon euro'luk teklifi kabul eden Groningen  Suárez'i Ajax'a satar. Ajax'taki kariyeri gollü ve güzel geçer. Takımına Şampiyonlar Ligi'nde goller getirir, yılın oyuncusu ödülünü alır, gayet mutludur. Ta ki meşhur ısırma olayı olana kadar. 20 Kasım 2010'da PSV oyuncusu Otman Bakkal'ı omzundan ısıran  Suárez'e takımı tarafından verilen 2 maçlık ceza daha sonra 7 maça çıkar. Basın tarafından "Ajax'ın Yamyamı" olarak damga bile yer. Olayla ilgili üzüntüsünü dile getiren  Suárez Facebook hesabından yüklediği video ile yaptığı hareketten ötürü özür diler. Ajax kariyeri boyunca oynadığı 159 maç'ta 111 gol atan Suárez'e ısırma olaylarında rağmen çok güzel bir veda hazırlar Ajax, çünkü Uruguaylı Liverpool'a gidecektir. 

2011'de Liverpool kariyeri başlar. Olaylar burda da peşini bırakmaz bu sefer de sözlü saldırı yaptığı gerekçesi ile para ve maç cezasına çarpıtırılır. Latinlerin deli kanı taşıdığından olacak herhalde, ne dişlerini ne de sözlerini kontrol edemediği için başı dertten, olaydan çıkmayan birisi olmuştur Suárez oldum olası. Yine bol gol ve ödüllü kariyerine rağmen Liverpool'da da bir ısırma davasına daha imza atar ve tabii ki bu sefer daha da tepki çekmiştir üzerine.

Kötü olayları saymazsak gayet güzel bir futbol kariyerine sahip aslında Luis. Bu güzel kariyer nasıl mı mükemmele dönüşür? Tabii ki dünyanın en iyi takımlarından birisi olan Barcelona futbol kulübüne gelerek. 11 Temmuz 2014'te takımın yeni koçu olan eski Barça oyuncusu Luis Enrique Martinez'in isteğiyle takıma alınarak 9 numarayı giymek için hazırlanır. Fakat son ısırma olayından ötürü devam eden mahkemesinden çıkan karardan ötürü sezonun bir bölümünü kaçırır. Üstüne futbolla ilgili tüm aktivitelerden men edilir, bu karara Barça'yla antremana çıkmak bile dahildir. Bu durumdan ötürü 2015 Amerika Kupası'nda da boy gösteremez.
Daha sonra yapılan itirazlarla hafifletilen karar ile dostluk maçlarında oynamaya hak kazanan Luis takımla ilk maçına 18 Ağustos'ta çıkar ve profesyonel Barça kariyeri başlar.

Takımdaki ilk sezonunu 25 gol ve 20 asistle tamamlar. Ayrıca Messi, Suarez, Neymar yani MSN 3'lüsü bu sezonda beraber attıkları 122 gol ile İspanyol futbol tarihine adlarını en çok gol atan 3'lü olarak altın harflerle yazdırarak sadece İspanya Ligi'nde değil tüm dünyadaki en iyi 3'lü olurlar.

İçinde bulunduğumuz 2015-2016 sezonunda, özellikle Messi'nin sakatlandığı ve takımına yardımcı olamadığı dönemde inanılmaz bir performans sergileyen Suárez, O'na neden "best striker in the world" denildiğini kanıtlarcasına destanlar yazmaya devam ediyor. Gerek ekrandan gerek Camp Nou'da canlı canlı izlediğim için kendisini, gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki takımda en sevdiğim oyuncu kesinklikle. Geçtiğimiz aylarda oynanan El Clasico'da Real Madrid'e atılan 4 golün 2'sine imza atarak da artık gerçek bir "culé" yani Barcelona'lı olduğunu kanıtlamıştır. Bakalım daha ne marifetlerini göreceğiz Uruguaylı'nın.





Ve Barça..


Bunlar da benim objektifimden..Luis


Barcelona futbol takımının Luis'e özel hazırladığı 2015 yılında attığı tüm gollerin derlendiği video ve gol kutlamalarından oluşan galeri..


İyi ki doğdun Uruguaylı..feliz cumpleaños! 





18 Ocak 2016 Pazartesi

Katalonya'dan Bir Deli: Pep Guardiola


Pep. Ya da Guardiola. Her iki şekilde de ismi duyulduğu anda tanımayan kalmadı hemen hemen dünyada. Son zamanlarda O'nu yeni tanıyanlar Bayern'in patronu olarak bilirler ama biz "cule" yani Barça taraftarları için Barcelona efsanesidir Guardiola. Delidir de. E kanında Latin'lik olup da deli olmayan, arıza olmayan birisini gördünüz mü siz? Ben görmedim. Sanırım Latinleri biraz da bu yüzden seviyorum böyle delicesine.


Josep "Pep" Guardiola Sala, 18 Ocak 1968'de Barcelona, Santpedor'da açar gözlerini dünyaya. Futbol kariyerine erkenden Gimnastic de Manresa'da amatör olarak başlar ve seneler sonra efsanesi olacağı kulüp olan Barcelona'ya 13 yaşında adımını atar. B takımı altyapısında 6 sene pişen Pep 1990 yılında sonunda profesyonel takıma geçer. Barcelona takımıyla 379 maça çıktıktan sonra Barça kariyerine 2001'de son verir. Sonrasında Calcio, As Roma, Katar ve Meksika'nın Dorados de Sinola takımında şansını denediyse de Barça'daki yıllarının ışığını devam ettiremez, e biraz da yorulmuş, zafere doymuş ve sıkılmış olacak ki deli Pep'imiz futbol kariyerine oyuncu olarak son verir.

Tabii ki sahalara geri dönecektir. 2007 yılında Barça B'ye teknik direktör olarak geri döner. 2008'de de FC Barcelona'ya geçiş yapar. Takımın başına geldiği ilk sene Barça'yı La Liga şampiyonu yapar. Bu da yetmez tüm 6 turnuvada da (İspanya Kral Kupası, UEFA Süper Kupası, FIFA Dünya Kulüpler Kupası, UEFA Şampiyonlar Ligi) kupaları takıma kazandırarak Barcelona efsanesi olur.

Barça'da yakaladığı olağanüstü başarıdan sonra "burda da görevimi tamamladım şimdi yeni sulara yelken açarım" demiş olacak ki kendi kendine, 27 Nisan 2012'de Barcelona Futbol Kulübü'nden ayrılarak 2013'te Almanya'nın en azılı takımlarından FC Bayern Münih'in başına geçer. Bu kulüpte en fazla takımı UEFA Şampiyonlar Ligi'nde 2 kez yarı finale taşıyabilse de şahsi başarısını kanıtlamaya burada da devam etmiştir.

Geçtiğimiz günlerde takımdan ayrılacağı, kulüp tarafından açıklanmıştır.

İşte deli Pep'in futbol kariyeri kaba özetle böyle. İstatistiklere dökmek benim işim değil, ben blogu açarken de belirttiğim gibi daha yüzeysel yazılar hazırlıyorum, teknik kısmına girmiyorum. Lakin futbolu bilen, seven herkes bana katılacaktır ki Pep şimdiden futbol tarihine adını kocaman ve altın harflerle yazdırdı bile. Kimisi sever, kimisi sevmez..ama inkar edemeyeceğimiz bir gerçek var o da bir efsane olduğudur. Tabii geldiği yeri de unutmayarak eklemek lazım; Barcelona takımından yetişen ilk efsane değil, son da olmayacak. Şuan ayak izlerini, kendi yolunu çizmiş bir şekilde, hatta belki de ondan daha başarılı olan eski takım arkadaşı, FC Barcelona'nın şuanki teknik direktörü Luis Enrique Martinez izliyor.

Bugün Pep'in doğum günü, ben de bu özel günün hatırına bu yazıyı derledim sizler için. E kariyerli ciddili mevzulardan bahsettiğime göre biraz da eğlenceli tarafını göstermek istiyorum çünkü kendisi gerçekten de deli.


Münih antremanında sevgi patlaması yaşayan, oyuncuları her zamanki rutin hareketlerini yaparken bile "seni seviyorum ulan" şeklinde bağıran birisidir Pep...


Bazen de basın konferansında "bu adam ne içmiş de çıkmış" dedirtir..

Pep'tir ne yapsa yeridir..

Pep'le konuşurken Pep'in gözünün içine bakmazsanız sinirlenir!

Genç Josep 

Pep, Messi'yi yaratan adamlardan birisi olma şerefine de sahip..iki Barça efsanesi yan yana



Bu fotoğrafları da Barcelona Müzesi'ne gittiğimde çektim. 



Bayern'i bıraktı. Şu saatten sonra ne yapar ne eder hep beraber göreceğiz ama hangi takıma giderse gitsin benim için hep Barça efsanesi deli Pep olarak kalacaktır. İyi ki doğdun, seni seviyoruz deli Katalan! 




12 Ocak 2016 Salı

Cavani Neden Mutsuz?

  

Fransa liginde severek izlediğim tek takım Paris Saint-Germain. Nedeni de tamamen kadrosundan dolayı. Genel olarak en sevdiğim top 5 futbolcunun içine kesinlikle koyacağım Uruguaylı forvet Edinson "El Matador" Cavani takımı takip etmeme sebep olan şeydi. Zlatan'ı zaten severek izlemeyen yoktur herhalde, kendisinden nefret etseniz bile oyun zekasından ve stilinden haz etmemek imkansız gibi bir şey. Bu iki isim dışında da maçları izledikçe kanımın ısındığı isimler Brezilyalı defans oyuncusu David Luiz, yine defans deyince hemen en iyiler arasında akla gelen Thiago Silva, Veratti, Di Maria, takıma daha geçtiğimiz sene katılan ama geldiği gibi rüzgarlar estiren Alman kaleci Kevin Trapp. Takımı her izlediğim maçla daha da sevdim ve artık bütün PSG maçlarını kaçırmadan takip ediyorum.

Takımla ilgili izleyici olarak özellikle bu sene yani 2015/2016 sezonunda canımı sıkan unsur teknik direktör Laurent Blanc'ın Cavani'ye kafayı takmış olması.
Lisede olurdu ya "hoca bana taktı" derdik. Bazen yaramaz olduğumuz için bazen de fazla zeki olduğumuz için bizimle uğraşan hocalar hepimizin başından gelmiş geçmiştir malesef. Cavani ve Blanc'ın arasında zaten Cavani takıma katıldığından beri sıkıntı yaşanıyor. Napoli'den PSG'ye 2013'te 64 milyon euro'ya geldiğinden beri bir türlü istediği pozisyonda; yani ana forveti oynayamayan ve Zlatan'ın tabir-i caizse yancısı durumunda takılı kalan Uruguaylı bu durumdan devamlı rahatsız, hatta geldiği ilk zamanlarda Blanc'a "Bu şekilde devam ederse takımdan giderim" dediği haberi de yansımıştı medyaya. Bu sorun hala devam ediyor. Ama Matador artık oynayamadığı pozisyondan ziyade performansı doruk noktada olmasına rağmen 90 dakika benchte oturtulmaktan veya performansı maçta "iyi"den "ortalama"ya düştüğü anda Blanc tarafından benche alınmaktan şikayetçi. Benim gibi her maçı saniye kaçırmadan izleyen birisi Edi'nin yüzünden zaten var olan sıkıntıyı hemen farkedebilir. Hatta bu gol atamadığı için 70.-80. dakikalar arasında maçtan alınma mevzusuna o kadar sinirleniyor ki geçtiğimiz aylarda benche giderken hem Blanc'a doğru eğilip memnuniyetsizliğni dile getiren cümleler sarfetti hem de kameralara Blanc'a küfür ederken yakalandı. Basın toplantısında Blanc'a "Cavani'nin oyundan aldığınız için mutsuz olduğunun farkında mısınız?" sorusuna "Evet farkındayım her oyuncu mutsuz olur bu durumdan" tarzı pişkin cevaplar vermesi Edi'den çok beni bile sinirlendirdi açıkçası. Matador'a olan özel ilgim şöyle dursun, objektif olarak iyiyse iyi derim, kötüyse kötü. Kötü oynadığı maçlar yok mu? Tabii ki var. Ama ligde Zlatan'dan sonra en skorer isim şuan sıralamada. Maç zekasını veya tekniğini tartışmayacağım o işin profesyonellerine kalsın ama izlediğimi, gördüğümü, tarafsız olarak söylerim. Çocuk oynuyor be kardeşim. Gol atamadığı zaman sinirleniyor haliyle, tam tekrar denemeye kalkacak o da ne? Oyundan alınıyor. 


Genelde böyle durumlarda izleyici/taraftar der ki "ya o kadar para alıyor işini iyi yapsın", "ya üzülmüyodur o aldığı paraya bakar"; ama hiçbir işte o öyle değildir. Müzikte de sporda da, her dalda. Yapmak istediğini yapma fırsatı bulamamak, istediğin pozisyonda ısrarla oynatılmamak; bunlar sporcu için her zaman yetenek körelten ve can sıkan, bir dahaki maçta oynama azmini kıran, takım ruhundan kendini soyutlatan unsurlardır. Ben de sevdiğim bir oyuncuyu maç esnasında üzgün görünce üzülmüyor değilim. Objektif bakılması gerektiğinin bilincinde olarak baktığımda Blanc bu şekilde devam edecekse Edi'nin bir an önce kendine yeni bir yuva aramasının hem yeteneği, hem performansı, hem de ruh sağlığı için daha iyi olacağını düşünüyorum.

"Evet, Cavani takım sisteminden rahatsız"

Medyaya taze taze düşen haberlere göre Laurent Blanc basın açıklamasında Uruguaylı'nın takımda kurulu olan oynama sisteminden rahatsız olduğunun farkında olduğunu söyledi. Buna rağmen takımın geri kalanının bu durumdan rahatsızlık duymadığını da belirten Blanc "Edi'nin rahatsız olduğu doğru ve ona güveniyorum, yeteneklerinin de farkındayım ama bir kişi için bütün takımın sevdiği bir sistemi değiştiremem." açıklamasını da ekledi.

E bu durumda Matador'ın yaza doğru başka takıma transfer olmak istemesi gayet olası gözüküyor. Her ne miktarda para alırsa alsın hiçbir futbolcu 90 dakika yerinde oturmak veya rahatsız olduğu bir pozisyonda oynamak istemez.

11 Ocak 2016 Pazartesi

Ballon d'Or 2015 Kazananları

  

 Geçtiğimiz saatlerde bir Ballon d'Or ödül törenini daha geride bıraktık. İzlerken sevdiğim oyuncular adına baya heyecanlandım ne yalan söyleyeyim. Özellikle de Luis Enrique'nin "Yılın Teknik Direktörü" ödülünü almasını çok istiyordum. Bakalım alabilmiş mi. İşte karşınızda geride bıraktığımız senenin Altın Top ödül sahipleri..

FIFA Ballon d'Or: Lionel Messi
FIFA Yılın Kadın Oyuncusu: Carli Lloyd
FIFA Puskas Ödülü: Wendell Lira
FIFA Yılın Teknik Direktörü (Erkekler): Luis Enrique
FIFA Yılın Teknik Direktörü (Kadınlar): Jill Ellis
FIFA FIFPro Dünyanın En İyi 11'i: Neuer, Thiago Silva, Marcelo, Sergio Ramos, Dani Alves, Iniesta, Modric, Progba, Messi, Neymar, Cristiano
FIFA Fair Play Ödülü: Mülteciler yararına ve mültecilere destek amaçlı düzenlenen bütün maçlar

Geceden bazı kareler..

En İyi 11

 Leo Messi

Carli Lloyd 

 Jill Ellis

Ronaldo ve Messi

Wendell Lira

Dani Alves

Messi ve Ronaldo

Neymar

Luis Enrique Martinez



Ödül törenine damgasnı vuran takım şüphesiz ki Barcelona'ydı. Takımım oyuncularını ve teknik direktörümüzü tebrik ediyorum ve gurur duyuyorum.
Visca el Barça!







10 Ocak 2016 Pazar

Bir Futbol Takımından Fazlası



  Bir insan düşünün, eskiden aşık olduğunuz, ya da tam şuan aklınızdan asla çıkaramadığınız. Ya da hayallerinizde kurguladığınız birisi de olabilir. Düşündünüz mü? Süper. Şimdi o insana karşı olan hislerinizi düşünün. Yüzü gözünüzün önüne gelince hissettikleriniz, çok yorgun ve mutsuz bir anınızda "O"nu düşünerek moralinizi aniden nasıl yükselttiğinizi düşünün. Kendinizi güvensiz, kırılgan ve zayıf hissettiğinizde "O" özel insanı düşünüp içinizi saran o güven duygusu da herhalde en güzeli.

O özel insana karşı hissettiğimiz bu duyguları düşündüysek hep beraber, şimdi sizden bir şey rica edeceğim. Bütün bu hislerinizi gözünüzün önüne getirdiğiniz "O" insan yerine sevdiğiniz takıma yansıtın. Yani "O" takımı getirin gözünüzün önüne. O'na aşık olduğunuzu düşünün, O'nunla sevinip O'nunla üzüldüğünüzü. 90 dakika boyunca hem en kötüsüyle hem en iyisiyle sizin için, takım için, kulüp için koşan, ter döken o 11 kişiyi düşünün. Stadyumda hayal edin kendinizi. Takımınızı desteklemek için kışın en soğuk anında, üşümekten titreseniz bile yanınızda oturan renkdaşınıza üşüdüğünüzü çaktırmadan gol beklediğinizi hayal edin. Tanımadığınız milyonlarca insanla sadece 90 dakika boyunca 40 senelik dost gibi sırt sırta, omuz omuza, kol kola nasıl sanki bütün hayatınız o 90 dakikaya bağlıymış gibi pür dikkat oyuna odaklandığınızı hatırlayın. Ya da evinizde maçı izlerken o anda stadyumda, takımınızla, renkdaşlarınızla yanyana olamadığınız için yaşadığınız burukluğu hissedin.

Dediğim bunca şeyi anlıyorsunuz, hissedebiliyorsunuz değil mi? Sevdiğiniz bir takım vardır şüphesiz ki. Şimdi bu yazdıklarımı bir yandan okurken bir yandan da dediğim şey mümkün mü onu düşünüyorsunuz. Bir insanı sevdiğimiz gibi bir takımı sevebilir miyiz? Bir insana hissettiğimiz onca duyguyu bir takıma karşı duyabilir miyiz? Kadın-erkek, büyük-küçük, genç-yaşlı farketmeden..herkes hissedebilir bunu.

Cevabı çok da düşünmenize gerek yok aslında. Çünkü basit; evet.

Bir insana nasıl aşık oluyorsak, bir takıma da o şekilde aşık olabiliyoruz.

Oldum olası fanatik bir spor taraftarı oldum desteklediğim takımlara karşı ama son zamanlarda hayatımda ilk kez bir insanı sever gibi, böylesi derin, böylesi korkunç ama bir o kadar da güzel bir deneyim yaşıyorum.

Hangi takımdan mı bahsediyorum?

Barcelona futbol takımından.
-Yazıya Barcelona aşkımı açıklamakla başlamadan önce dipnot geçmek isterim ki aslen Fenerbahçe ailesine doğdum ve Türkiye'de Fenerbahçe'li olmanın ne kadar zor olduğunu bir ben bir renkdaşlarım biliyoruz. Fenerbahçe bizler için gururdur, asla yarı yolda bırakmayacağımız bir serüvendir. Lakin Barcelona spor kulübü beni özellikle o şehirde yaşadığım süre içerisinde o denli etkiledi ki tarifi zor bir aşk kaçamağı yaşıyorum kendisiyle, Fenerbahçe'den özür dileyerek. Kırılmaca, darılmaca yok sevgili Fenerbahçe'm, merak etme bendeki yerin herkesten ve herşeyden her zaman özel olacaktır-

1899 yılında kurulan bu kulübün tarihine ne 92'li bendenizin, ne de siz okuyanların yaşının yeteceği, köklü mü köklü, şöhretli, bol kupalı, bol zaferli, adeta efsaneler geçidi bir kulüp. Sadece futbol dalında değil bir çok dalda başarılar elde edip kendini dünya çapında kanıtlamış bir spor kulübü.

Kendi aralarında/aramızdaki adıyla bizim "Barça".
Sloganından başlamak isterim lafa..
MES QUE UN CLUB.
Katalanca "More Than A Club" yani "Bir Kulüpten Daha Fazlası" anlamına gelen bu slogan zaten kulüple ilgili herşeyi açıklıyor. Çünkü biz Barça aşıkları için bu bir futbol takımından ibaret değildir, bu bir aile hissidir.

Kulübün tarihinden ve başarılarından ziyade bende yarattığı etkiyi anlatmak istiyorum sizlere. Demin de belirttiğim gibi adeta insan severcesine, tutkuyla bağlandım bu takıma. Barcelona şehrine yaşamaya gittiğimde ise bu tutku on kat daha katlanarak büyüdü. Daha önce evden izlerken bile yüreğim ağzıma gelen maçları, "O" yerde, Camp Nou Stadyumu'da, onca "culé" ile yanyana, ağzımızda Katalanca sloganlar, boynumuzda Katalan bayraklarıyla canlı canlı izlemek.. henüz 23 yaşında olmama rağmen bir ömre bedeldi benim için. Evde izlerken 90 dakika ekrana kitlenen gözlerim Nou'da, sahada zafer hedefi için azimle koşan 11 kişilik aileme kitlenmişti. Hepsi birbirinden farklı, dünyanın dört bir yanından yetenekleri keşfedilmiş ve İspanya'nın Barcelona, Katalanların tabiriyle Katalonya şehrinde buluşup bir araya gelen birkaç özel adam. 90 dakika zafere koşma çabaları işin sadece bizim gördüğümüz kısmı. Aldıkları para, şan, şöhret, ün ve magazinsel boyutlardan işi arındırıp saf haliyle incelediğimizde kendini ve hayatını sonsuza kadar bu spora adamış, inanılmaz kararlı ve azimli, neredeyse insan üstü yeteneklere sahip, belki en az kendi ailemizin bir ferdi kadar sevdiğimiz birkaç adam. Bir araya geliyorlar, bir takım oluşturuyorlar. Bir kulübün parçası oluyorlar. Biz de zorlama, dikte etme olmadan tamamen saf bir içgüdü ile onca takım arasından kendimize bir tanesini seçiyoruz, ailemiz belliyoruz. Formasını alıp kulübün renklerini üzerimizde taşıyarak hem kendimize hem etrafa "bakın ben bu aileye aitim. kendime aile olarak bunu seçtim ve bundan gurur duyuyorum. üzerinde bu takımın renklerini taşımak benim için bir onurdur" edasıyla göğsümüzü gere gere dolaşıyoruz sokaklarda. Maç esnasında birisi yere düşse, bir darbe alsa canımızdan can gidiyor. Takıma bir dahaki maçta katkı sağlayamayacak diye değil, aman ona birşey olmasın mantığıyla üzülüyoruz onun adına. Hep genel adına konuşuyorum ama benim kadar can-ı gönülden seviyorsanız zaten okurken yazdıklarıma katılıyorsunuzdur.

Nou Camp'a geri dönersek.. 6 maça gittim stadyumda. Birkaçı lig maçı, ikisi Şampiyonlar Ligi maçlarıydı, diğeri ise takımın çok da fazla önemsemediği İspanya kupası maçı. 3 farklı kategori ama hepsinde aynı coşku, aynı heyecanda taraftar. Stadın Avrupa'nın en büyük ve güzel stadı olması şöyle dursun, takımın "El Cant Del Barça" adlı Katalanca marşı hoparlörlerden duyulmaya başladığında herkes ayaklanıyor ve ezbere bilenler marşa eşlik ediyor. Katalanca olduğu için tamamını ezberleyemesem de henüz, ben de birkaç yerinden yakalıyorum marşı. Tüyler ürpertiyor taraftarın arkadan gelen playback parçasını bastıran sesi. Çok özel bir şey var bu marşta. Söylerken hangi milletten olduğunu o anda unutuyorsun ve kendini o takıma, o kulübe ve o şehre ait hissediyorsun. Zaten Barcelona takımının en az Katalan veya İspanyol'dan ziyade bir o kadar da farklı milletten taraftarı, seveni, aşığı var. İşte ben de bunlardan birisiyim. Maç günlerinde şehrin insanları işini gücünü cidden bırakıp formasını atkısını bayrağını kuşanıp kendini stadyum yollarına vuruyor. 7'den 70'e herkes hem de. Maça sadece erkekler gider algısını bu kadar yıkabilen bir takım henüz görmedim. Hep beraber metroyu kullanarak Les Corts durağında iniyoruz. Şarkılar marşlar bağarışlar herkes hep beraber stadyuma kadar yürüyor. Zorlasan yapamayacağın bir beraberlik yürüyüşü bu resmen. Şehrin sakinleri yani az ölçüde İspanyollar ve büyük çoğunlukla Katalanlar için bu takım bir milli takım aslında. Özellikle Katalanlar ailecek eşiyle çocuğuyla maçlara iş çıkışında, pazar tatilinde, günlük aktiviteleri buymuş gibi gidiyorlar. Zaten Katalan bayrağı ve takımın bayrağının asılı olmadığı balkon, dükkan neredeyse yok. Milli takım bellemişler ve boş zamanlarında gitmiyorlar, maça gitmek için zaman yaratıyorlar. Onlar için şehrin en önemli ama bir o kadar da casual yani "günlük aktivite tadında" olayı maça gidip takımlarını desteklemek. Tabii bu işin bu denli alevli tutkulu olmasının altında Franco döneminden kalan diktatörlük günlerindeki siyasi baskı yatıyor. Katalanlar için, Katalonya için bu takım bir onur meselesi. 


Camp Nou'da İlk Deneyim




İlk gittiğim maça biraz tedirgin gittim. Çünkü yalnız başıma bir futbol maçına gidiyordum. Avrupa olduğu için durumlar bizim ülkemizden daha farklı takdir edersiniz ki. Yanlız başına, hele kız başına bir şey yapmaya kalkarsanız Türkiye'de herşey adeta sizin önünüze koyulan bir engel, tuzak labirenti gibi. Fakat Avrupa'da öyle değil. Hele Camp Nou Stadyumu'nda hiç değil. Tek başıma formamı giydim çıktım stadyuma doğru yola. Heyecandan öleceğim, çünkü stadyumu çok merak ediyorum. Sevdiğim oyuncuları çok yakından göreceğim, takımda en sevdiğim kişilik olan sevgili teknik direktörümüz Luis Enrique Martinez'e de eskiden beri hayranım, e onu da göreceğim. Ama en önemlisi defalarca, aylarca ekrandan izlediğim o gol sevincini canlı canlı yaşayacağım. Bir de öyle bir stad düşünün ki Zlatan, Ronaldinho, Luis Enrique, Puyol, Xavi, Iniesta, Messi, Eto'o, Rivaldo, Ronaldo, Guardiola, Maradona gibi isimleri ağırlamış bir yer. Bütün bu isimlerin bastığı çimlere bakıyorsunuz, inanılmaz bir keyif.
Maç başlamadan 1 saat önce oturdum yerime. Ağzım açık ama çok da turist modunda gözükmemek için stadyumun her köşesini gözlerimle beynime, hafızama kazıyorum adeta. Yanıma iki beyefendi geldi. Omzumdaki Katalan bayrağını görünce Katalan olup olmadığımı sordular. Biraz muhabbet ettik. Diğer yanıma da Amerikalı bir çift oturdu. Sırf maç için gelmişler. Kız başıma giderken yaşadığım tedirginlikten eser kalmamıştı artık. Hatta abartmıyorum ama kendimi bu kadar güvende, huzurlu ve rahat hissetmemiştim onca tanımadığım insan arasında, kısmen yabancı olduğum bir şehirde.
Yazımın başlarında da bahsettiğim o meşhur "el cant del barça" yı taraftar hep bir ağızdan söylemeye başladığında, normalde bu gibi anlarda video/fotoğraf çekmeden duramayan ben telefonu ilk kez unuttum. Sadece dinledim ve izledim. İnanılmaz bir andı benim için.
Eve zafer sarhoşluğuyla dönerken daha stadyumdan yeni ayrılmış olsam bile şimdiden özlediğimi farkettim ve buruk bir sevinçle güzel bir uyku çektim o akşam.
Tabii ki takım aşkım rahat bırakmadı ve sonrasında şehirde bulunduğum süre içerisinde 5-6 maça daha giderek aynı heyecanı ve adrenalini, huzuru her defasında ilk seferdeki gibi yaşadım ve işte o anda yavaş yavaş düşünürken farkettim ki ben bu takıma resmen aşığım. Çoktan olmuşum, öyle her maçını izleyip desteklediğim bir futbol takımı olmaktan çıkmış bu olay. İnsan sever gibi tutulmuşum oyuncusuna, teknik adamına, yenilgisine, zaferine, marşına, bayrağına..

İzninizle gittiğim maçlardan birkaç hatıra fotoğrafı paylaşmak ve size biraz da olsa bu atmosferin güzel enerjisini aktarabilmek isterim.

Suarez'in gol sevinci

Camp Nou

Iniesta ve Neymar 

Patron Luis Enrique Martinez

Leo Messi

Hava kararırken Camp Nou bambaşka oluyor

Gün ışığında da bir o kadar güzel atmosfer

Villa karşılaşması öncesi cerveza'mızı yudumlarken


Paylaşmak istediğim o kadar çok video ve fotoğraf var ki özel dosyalar halinde maç maç analiz etmem gerekir. Sizlere tadımlık gösterim yaptım. Siz ne yapın edin Camp Nou'ya yolunuzu düşürün. Her futbolseverin ama özellikle de Barça taraftarının deneyimlemesi gereken yegane olay.




Son olarak eklemem gereken birkaç şey olursa ve yazımı da şöyle bir özetlemiş olmak adına belirtmek isterim ki; takım tutmak çok güzel bir şey. Hele ki tuttuğunuz takımda, daha doğrusu genel olarak o spor kulübünde böylesi bir aile hissi varsa işte o zaman şu hayatta yaşayabileceğiniz en güzel ve özel hisleri yaşamaya hazır olun.

Yeri geldiğinde takımınızla beraber;

üzüleceksiniz,
yenilgiyi tadacaksınız,
sakatlık geçiren oyuncu ile beraber canınız yanacak,
yediğiniz faullere üzülecek, yaptığınız faullere sinirleneceksiniz,
son anda gol yiyip maçı rakip takıma kaptırmanın acısı hafızanızdan çıkmayacak..

ama bu cilvelerin yanında bir de;

sevineceksiniz, hem de çok sevineceksiniz,
soğuk havaya aldırış etmeden takımınızı desteklemeye gitmenin verdiği gurur size bir ömür boyu yetecek,
sevdiğiniz oyuncu gol attığında sanki dünyaları size hediye etmiş kadar mutlu olacaksınız,
takımınızın kazandığı kupalar sanki sizin evinizin salonunda sergileniyormuşçasına onurlu ve başınız dik dolaşacaksınız sokaklarda,
dilini, dinini, ırkını bilmediğiniz insanlarla sizi birleştiren ortak nokta işte o tuttuğunuz takım olacak. 


Futbolun ne kadar özel bir oyun, yer yer de bir hayat dersi olduğunu ilk söylecek olan ben değilim ve son söyleyen de ben olmayacağım. 
Bu oyunu seviyorum.
Bu takımı seviyorum.
Sevdiğim ve sevdiğiniz takımın zaferlerinin daim olmasını dilerim.
Futbolsuz kalmayın.
Takımınızı stadda yanlız bırakmayın.
En kötü anında, en zor maçlarda, en sert düşüşünde daha da sevin ve tutunun ona.
Çünkü tuttuğunuz takım sizinle var.
Siz de onunla varsınız.

Barcelona takımına ve kulübüne bana yaşattığı, yaşatmakta olduğu ve muhtemelen seneler boyunca yaşatacağı bu güzel ve tarifsiz duygular için teşekkür ediyorum. İyi ki hayatıma girdi, iyi ki hayatıma girmesine izin verdim.

VISCA EL BARÇA!



Marşın sözlerine de dikkat çekmek isterim:

Nereden geldiğimizin bir önemi yok
Hepimiz aynı fikirdeyiz değil mi
Kırmızı ve Mavi bayrak dalganırken
Taraftar hep bir ağızdan haykırır
Herkesin bildiği o isim stadda yankılanır
Barça Barça Barça !






9 Ocak 2016 Cumartesi

El Clasico Başka Bir Boyut Kazandı: Enrique VS Zidane



  Geçtiğimiz günlerde başarısızlığından dolayı takımdan kovulan "eski" Real Madrid koçu Rafael Benitez'in yerini kulüp çabuk doldurdu. Hem de seneler önce takımda oyunculuk yapan futbol dünyasının en önemli isimlerinden biri Zinedine Zidane ile. Eskiden oyunculuk yaptığı takımın başına teknik direktör olarak gelen ilk isim tabii ki Zidane değil ama Madrid'in başına gelmesi El Clasico'ya başka bir boyut kazandıracak. Çünkü Zidane'ın Barselona koçu Luis Enrique Martinez ile de bir geçmişi bulunmakta. 
2003 senesinde oynanan El Clasico'da genç Zidane Madrid'de, Enrique de Barça'da oyuncuydu. Bu maçların ne kadar gerilimli geçtiğini herkes bilir şüphesiz ki. Yine öyle gerilimli bir maçta Zidane'ın Enrique'nin boğazına sarıldığı ve rakip takım oyuncularının birbirine girdiği görüntüler son günlerde tüm internette dolaşmaya başladı. 
Zidane'ın Madrid'in başına geçtiği haberlerinden sonra basın konferansında medyadan Enrique'ye seneler önce aralarında geçen olayla ilgili sorular geldi.
Öncelikle sıkı bir Enrique hayranı olarak bilmeyenlere belirtmek isterim ki görüp görebileceğiniz en profesyonel spor adamlarının kesinlikle başında geliyor kendisi. Nerde ne yapacağını ve ne zaman ne diyeceğini bilen, söylemesi gerekenleri olumsuz bir şey olsa dahi ölçülü ve saygı çerçevesi içinde söyleyebilen yegane insandır kendisi. Yine bu özelliğininden ödün vermeyerek kendisine yöneltilen, belli ki magazinsel bir mevzu yaratmak için sorular "Zidane hakkında ne düşünüyorsunuz" sorusuna güzel cevaplar vermiş.

"Koç olarak nasıl olur bir fikrim yok. Açıkçası bunun üzerine düşünmek için vakit de ayırmadım."

"Birbirimizle alakalı bir anımız yok. Oynadığım kimseyle ilgili kötü bir anım bulunmuyor."

"Herkes kendi takımını savunur; benim kimseyle iyi veya kötü aklımda kalan bir olay yok."

"Bahsedilen gerilimi hatırlamıyorum. Maçlarda böyle şeyler normal herkes takımını savunmaya çalışıyor. Bu tür şeyler aklımda kalmıyor."

"İş arkadaşı olarak saygım vardır kendisine."

Tarzı açıklamalardan görülebileceği üzere Enrique gayet politik cevaplar vererek magazinsel yanıtlardan her zamanki gibi kaçınmış. Zaten dünyanın en iyi futbol kulübünün  başında olup harekerleriniz ile o kulübü temsil ediyorsanız yapılabilecek en mantıklı hareket de bu.

Madrid'in yeni koçu Zidane ve Barça koçu Enrique arasında geçen gerilimin fotoğrafları..



Bu da olayın videosu: 

                                        

İkili 2003'de oyuncu olarak gerçekleştirdikleri El Clasico için yeniden bir araya 2 Nisan 2016'da bu sefer teknik direktör olarak gelecek. Bir "cule" olarak tabii ki FORÇA BARÇA diyerek takımıma şans diliyorum..